27 Şubat 2026

50`Ye BİR KALA

 

                                                                           





  Ne yazsam?  Zaman geçince yazmayı da unutur insan. Ama bir başlasan gerisi çorap söküğü gibi gelir  ya da yokuş asağı bırakılmış bir teker gibi tutabilene aşk olsun. İşte o heves bir gelse diye de bekledim çok.

Aradan kaç yıl geçti, o kadar çok şey yaşandı ki bu yıllarda. Anksiyete, panik atak eklendi üzerine. Belki de yazmamaktan oldu. Herşeyi içime  ata-ata oldu belki de . Yazınca daha iyiydim diyorum hatta şuan yazınca Gülşe`nin şarkısı geldi aklıma 

İçine ata ata ne hâle düştün

Tuta tuta çatlayacaksın be adam ( be kadın olacak burda)

Çekinme hadi, hadi söyle de kurtul bundan
Kura kura kurudun be adam ( be kadın olacak burda da)


Dogru, bence söylemek de  yazmak da rahatlatır insanı. En son doktor da öyle dedi, hatta izledigim bir çok psikoloji videolarında da yazmak, beynini bir kağıta boşaltmak daha iyi gelir tavsiyesi vardı. 

O zaman gelsin aklımı kurcalayan, unutamadığım, üzerine felsefe kitabı yazılacak şeyler.

Son bir yılda kendimi kitaplara verdim. Verdim dediysem kitaplar alıp özledigim kitap okuma rutinimi tekrar kazanma eylemi başlattım. İyi geldi, hemde çok iyi. 

Kitapları, kitap kokusunu, kitap almayı neden bu kadar seviyorum sorusunun cevabını anlatsam bir kaç bölüm yazı olur. Kısacası seviyorum abi. 

İki yildir Türkiye`den  online sayfadan begendigim, çok okunan kitapları seçip aldım, Amerika`ya kargoyla  gönderim yaptılar. Aynı zamanda bir buçuk yıldır kitap külübü yapıyoruz arkadaşlarla. Yaklaşık 9 kitap okuduk. 

Son okudugum kitap çok etkiledi ve o kadar çok düşünmeme neden oldu ki. Belki de bu kadar kolayca sayfaya gelip yazmama da sebep oldu. 


Gece yarısı Kütüphanesi, kitap konusu paralel evrende gidip gelen, aklında yarım kalan, hayalini kurdugu hayatları deneyimleyip en iyisini seçmeye çalışan bir kızın hikyesini ele alıyor.

Kitabı okurken kendimi hayal ettim, aklımı kurcalayan,  içimde kalmış, acaba dedirten, neden aratan, belki diye sorgulatan ne varsa geldi gözümün önünü. 

Bir daha bakma, bakınca üzülüyorsun dedim ama yine de dönüp bir daha  baktım , Geride kalan 49 yılı gözden geçirdim. Nerde kaldım, geri dönsem nereden başlardım, neleri değiştirirdim, neleri yapmazdım. Ve neye karar verirdim dedim durdum. 

Nerde kaldım ? Galiba Universite  birinci sınıfda daha çok kaldım. 

Evet biraz eglenceli, maceralı, yeni bir hayat yaşadım o yılllarda. Geriye gitsen tekrar yaşasan o yılları, nelerin olmamasını isterdin sordum, işte orda baya bir değişiklik yapmak isterdim dedim. 

İlk önce Universitenin ilk yılının 4. ayında kapanmak istemezdim bunu daha sonraya ertelerdim. 

Hayatımın yönünü biraz değiştiren insanlarla tanışmak istemezdim. Hem  okul okuyup hem çalışmak isterdim. 1995 yılı için bu şartlar zor gibi olmuş olsa da her şartı zorlayıp yapmak isterdim. 

Okulun 3. yılında hesapta olmayan evliligi yapmazdım. Evlilige iten sebeplerin de üstesinden geleçek çabayı gösterirdim.

Gel gör ki ne demişler ~ Kadere inanan,kedere razı olurmuş~ 

Hayat senin  istedigin gibi olmadı, bilincaltının hayali mi oldu acaba?

49  yıllık bir ömür bohcasına şükür, şikayet, gözyaşı, gülümseme, egitim, mutluluk, özlem, keşke, hastalık, veda, sıgdırdım. 

Peki neydi bunlar?

49 yılın en degerlisi? 

 Küçüklükleri tatlı mı tatlı, ergenlikleri idare edilen, kendi hayat yollarında verdikleri kararlarda benim de söz hakkımı yanlış anlayan, benim onlar için endişe ettigimi, kalbimin bir tarafı hep onlar için attıgını çok  anlamasalar da akıllı, sayğılı  iki tane pırlanta gibi evlatlarım derim.

Peki keşkesi neydi ? 

Evlilik, ve bu evlilik için verdigim tavizler derim. İki devlet bir millet sözünü kim söylemiş ise onu bana versinler ben bir güzel terlikle döveyim. İki devlet iki ayrı millet bizimkisi. Her gördügün sakallı deden degil misalı her Türk Bir Azerbaycanlı degil onu siz de not edin. 

Benim gibi fazla  anaanne, dede, teyze, dayı sevgisiyle büyümüş, bir lafı iki edilmeyen, el bebek gül bebek dedikleri ben, sinirli, her dedigi kendince kanun sayılan birisiyle anlaşmak istemezdim. Kanunsa benim de kanunlarım var demek  isterdim, keşke...

Kendini kurban moduna sokup, saglam bir evlilik için fazla fedakarlık yapmak, zamanla herşey daha iyi oluru bekleyen sabırlı dervişi oynamak istemezdim, keşke..

Çekilmez yönlerinin yanında altın tepside sunulan çok merhametli, yardımsever, senin  akrabalarına karşı fazla saygılı yönlerine tutunup herşeyi sineye çekmek istemezdim, keşke...

Ama gel gör ki yıllar sonra bunu başarsamda iste o zaman da tadını çıkaramadım. Hani laf var ya 

Gençken=Zaman enerji var, para yok..

Yaşlanınca=Zaman var para var, enerji yok derler ya iste aynen öyle.


Zaferi kazanırsın, sabırlı derviş muradına da erermiş dersin,keyfini süremezsin. Amerika`lıların bir lafı var çok severim ~İT İS TOO LATE BABY~

Yine de zaferime kocaman bir bardak çay kaldırıyorum (Diyette oldugum için bu çay yeşildir) ve iyi ki diyorum. Bunu başarmak bile çok kıymetlı, mükafatını bekliyorum şimdi...

Peki Şükür ve egitim neydi?

Heybeme koydugum en büyük kazancım, şükrüm Namazdı. Üniversitenin bana kazandırdığı egitimin yanında namazı, sükrü bilmek, duanın faziletini bilmek çok kıymetliydi.

Bakı Devlet Üniversitesini okumak bizim o yıllarda altın küpü bulmuşsun demektir. İşte o altın küpü bulup oranın ögrencisi olmak da en iyi kazancımdı. Hayallerimin biri gerçek olmuştu çünkü.

Azerbaycan`nın İslam dini ile yeniden tanıştıgı dönemde İlahiyat okumak da en güzel nimetdi.


Heybeme inanılmaz çok kitap, bilgi sığdırdım. Sıfırdan ilgilizce ögrenmek, sıfır ingilizceyle Amerika`da ehliyet almak.

Çat pat konuştuğun dille hemşire yardımcısı kursunu bitirip çalışma izni almak.

Boş zaman var diyerek yine ingilizce fotografcılık kursu almak, çalışmaya başlamak,hepsi birer paydı heybemde.

400 binden den fazla bir kitleye sahip İnstagram sayfam 100 binden fazla takipcisi olan Youtube sayfam, yıllardır her daim açılıpp okunan bir blogum, kazancaların en güzeli kesinlikle.

Aaa dur bir de Cyber Security egitimi de aldım. Kursa başlayınca heyecanlı gelip devam deyip, ortasında yok,galiba bu benlik degil desemde bitince hiç yoktan iyi bir deneyimdi diyerek rafa kaldırdıgım bir eğitimdi.

Peki ya Veda ?

Çocukken dedeme sen hiç ölme dedigimi hatırlıyorum. Ölümü bilmesen de sevdigin birinin bir daha olmaması canını acıtacak biliyorsun. Sonra büyüyorsun, sen büyüdükce yaşlananların gitme zamanı gelecek,fark ediyorsun. Bir gün bekledigin ölüm en sevdigin dedeni alıp gidiyor.

Sorgulamak anlamsız, kaç senedir hastalık çok yıpratmıştı onu, ölüm onun için bir kurtuluştu diyorsun.

Sonra biraz daha büyüyorsun bir babaanne daha gidiyor bu dünyadan, ardından bir dede, sonra anne yerine koyduğun anaanne de gidiyor.

Yaşlanmışlardı, gelen gidiyor, ölüm haktır tesellisine siğınıyorsun.

Sonra beklemediğin bir ölüm haberi ulaşıyor sana, üstelik gurbette. Ve o ölüme isim veremiyorsun, sebep bulamıyorsun, yakıştıramıyorsun, daha gençti diyorsun, daha evlatlarının düğününü görecekti, daha iki gün sonra doğum günü olacaktı, daha arayacaktım, konuşacaktım daha daha ....

5 kızdan sonra gelen ikinci erkek evlat, ailenin fazla yükünü omuzlarına alan, esprili, hallederiz diyerek elinden geldigince her işi halleden, ömrünün yarıdan çogunu vatandan uzakda yaşayan, sarıldıgımda benimle aynı boyda olan, bizi kendi çocukları kadar seven bizim " Balaca Dayı" dediğimiz bir dayı göçtü gitti bu düyadan,

Geride yerini asla doldurmayacak kocaman bir boşluk, iki evlat, "Ben yoruldum hayat gelme üstümü" dediği 57 yıllık bir hayatı bıraktı. Beni hala "qurbuş olum" diye çocuk gibi sevmesini, hadi sen iyi omuz ovalarsın diyerek her yükü yüklediği omuzları ovmayı, gülüşünü, basit birşeylere bile hayret edişini çok ama çok özlıycem...


Peki Şimdi ?

Şimdi çoçuklar için geldik diyerek 16 yıldır sabırla yaşadığım gurbetdeyim. Çocuklar Üniversiteyi bitirdi, iki yıl önce benim bekleğim bir gün kesin olacak dediğim, eşimin

"yok canım "diyerek beklemediği, benim Allaha havale ettigim, eşimin peşini bırakmak istemediği tatsız bir durum yaşadık.

Blog yazılarına ara verdiğim, Youtube da ara sıra paylaşım yaptıgım, instada ara sıra çok gözüküp, ara sıra geride durmayı seçip, çok kitap alıp,çok kitap okuma eylemi yapmaya çalıştığım, 12 yıl çalıştığım magazadan istifa edip biraz evde oturayım dediğim yerdeyım.

Tevekkül etmenin Üniversitesini bitirdiğim halde herşeyi ben kontrol edeyim, herşeyi ben hallederim diyerek fazla endişeye kapılıp gereksiz yere heyecan, üzüntü yaşayarak kendime bir panik atak, bir anksiyete hediye ettiğim yerdeyim.

Hayatta yaşama anlamını arıyor haldeyim galiba. Ama yine de en çok şükür ettigim durumdayım. Her halime çok şükür diyorum..

Yaza yaza nereye gelmişim, tam iç dökmelik bir post olmuş . Burda duralim, bir soluklanıp sonra yine geleyim, dogduğum gün 29 Şubat olmuş olsa da her yıl ben bir yaş daha yaşlanıyorum.

50 Yaşa bir gün kaldı ben gidip 50 yılı kutlıyayım, 50 +1 yapalım yine gelirim yazarım . Bana iyi geliyor burası okuyan az olsa da .


Sabırla okuduğunuz için de teşekkür ederim .








29 Şubat 2024

"2024 yine 4 yıl Sonra gelmiş bir doğum günü

     



29 Şubat 2024 

Bu günü kaçırmak olmazdı .Dursun burda yıllar sonra yeni yayın olarak

Her yaşın ayrı bir güzelligi var  diyemiycem. Her yaş bir daha yaşlanmak duygusu biraz hüzünlü ne diyeyim.

Hele ki bu yaş 48 olmuş 49 dan gün almış ise. Şubat 29 la hesaplansa olmazmıydı şuan 12 yaşında olma mutlulugunu yaşasaydım mesele. Hala o saf düşünceli, masum, gelecek hayalleri kuran bir ben olsaydım. 






 








29 Şubat 2020

29 Şubat 2020

4 yılda bir gelen dogum günüm.
Özel bir günde dogmanın inanilmaz etkisi
mutluluk ve özel hissetmek

Arkası yakında ......

3 Ekim 2019

ÖZLEMLE GERİ DÖNÜŞ HİKAYESİ...








Yazmayı seviyordum, akıllı telefon gelip de kalemi elimizden alıncaya kadar. Klavye tuşlarına dokunmayı özlemişim. Hazin bir müzik, kafamın dolan yerini buraya  boşaltmak iyi geliyordu. 
Aslında bahanedir bunların hepsi. İstesek yine burda oluruz. Varsın kimse okumasın, görmesin, bilmesin, sen sana iyi geleni yap, gerisini boş ver. 
Çok şey degişti zamanla ama buranın yerini hiçbir şey tutmadı. Zaman zaman kaçıp gelıp burda sabahlamak istedim. Yılların eziyetini sevip okşamak ıstedim. 
Galiba o zaman bu zamandır ışte yeniden burdayım. 
4 Ekim 2019. 12 yıl önce başlamıştım. İsmini Mutfak Dili olarak degiştigim günün üzerinden 10 yıl geçmiş 
Ekim 2009. 
10 yaşın hayırlı olsun sırdaşım, acıma, sevincime ortagım. Eziyetim, hevesim, adım adım büyüyen cocuğum. 

Yazdıklarımı bir gün okusunlar diye yazıyordum. Ama  bir gün kendime ilac olacağını bilmiyordum. Okuyup gülüyorum, üzülüyorum, gurur duyuyorum. Anılar canlanır gözümde. Bir tarifin 100 tane fotosunu çekerdim, ikisini kullanırdım. 
Tarifi yapardım, komşu kızlara, yeni komşu geline verirdim, yerdim kilo alırdım sonra diyete girip zayıflardım. 
Hey gidi günler dediklerinde " İnsan geriye dönüp yaşamaz ki, giden gitmiştir" derdim. Megersem gelen geride kalanı özletirmiş. 

Özlemıştım hemde çok.. Bu gün içimde sıkıntı, gözümde göz yaşı, dilimde " Kaş ele bir yer olaydı" dedim durdum. Kendimi burda buldum. Burda beni okuyan sediklerim, beni sevenlerim var biliyorum. Bana iyi geliyorsunuz, inanıyorum yine iyi geleceksiniz...


29 Kasım 2018

İKİ RENKLİ KEK veya ZEBRA KEK

Acele yapılan ama sonucu harika olan kekler vardır. Hiç bir püf noktasına dikkat etmezsin olduğu gibi çırpar atarsın fırına ama en güzel kabar kek tarifi o olur. İşte günlerin bir günü o keki yaptım ve sonuç gerçekten şaşırtıcıydı.
O harika kabaran, lezzetli tarifı buraya ekliyorum. Daha detaylı video için Youtube sayfamı ziyaret edebilirsiniz. 






İki renkli Kek  veya diger adıyla desek Zebra kek tarifi.

Kullandığım bardak 200 ml su bardagı 

Malzemeler:

4 adet oda sıcaklığında beklemiş yumurta
1 su bardağı şeker ( isterseniz 1.5 su bardağı ekleyin)
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı hindistan cevizi ( isteğe bağlı)
2.5 su bardağı un
3 yemek kaşığı kakao
2 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Hazırlanması
Yumurta ve şeker pofuduk bir kıvama gelinceye kadar mikserle çırpılır.
Yağ, süt, vanilya eklenir tekrar çırpılır. Hindistan cevizi eklenir karıştırılır.
2 bardak un ve bir paket kabartma tozu eklenir çırpılır. Ve hamurun bir kısmı başka kaba aktarılır.
Bir hamura yarım su bardağı un ve bir paket kabartma tozunun  yarısı eklenir, diger hamura 3 yemek kaşığı kakao ve kalan kabartma tozu eklenir çırpılır. 
Tereyağıyla yağlanmış kek kalıbına bir az beyaz hamurdan biraz kakaolu hamurdan ekleyerek tüm hamur bitirilir. 
Önceden ısınmış 180 derece (350F) fırında 40-45 dakika pişirilir.





12 Haziran 2018

Havuçlu Zeytinyağlı Taze Fasulye / Çok Lezzetli Diyet Yemegi/Carrot and ...





  • Eti aratmayacak, lezzetli bir tarif ama salata mi yemek mi desem bilemedim. Bana gore harika bir diyet yemeği olmuştu vakti zamanında. 
  • Misafir masasında salata gibi de yerini alıyordu. Siz neye niyet edip yaparsanız yenir
    Bu gün yemek diyelim o zaman.,
  • Bu arada beni burdan takip edenleri Youtube sayfama da beklerim. Tariflerimi videolu yapım aşamasıyla orada da paylaşıyorum beklerim. 
  • Bu tarifin videolu yapımını da hemen aşagıda bulabilirsiniz.



  • Zeytinyağlı Fasulye Havuç yemegi
  • Malzemeler:

    500 gr taze fasulye
    2 adet havuç
    1 adet soğan
    3 yemek kaşığı zeytinyağı
    Tuz, karabiber
    su
    üzerine yoğurt ( isteğe göre)

    Hazırlanması:

    Taze fasulye önce uzununa ikiye bölünür sonra ortadan ikiye kesilir.
    Havuçlar da fasulye gibi ayni boyutta ince doğranır
    Soğan da ince kıyılır.
    Daha sonra tencereye önce fasulye, sonra soğan , sonra havuç dizilir.
    Üzerine zeytin yağı gezdirilir. Tuz, karabiber serpilir.
    Üzerine yaklaşık bir su bardagı  su ilave edilirve kısık ateşte suyunu çekinceye kadar ve fasulye, havuç iyice yumuşayıncaya kadar pişirilir..
    Servis tabağına alınır.
    Üzerine yoğurt gezdirilir.
    İsteye göre üzerine kırmızı biber serpilerek ve ya sıvı yağda nane ve kırmızı biber kavurarak sos yapılip eklenir.
  •  Afiyet olsun..

✿Mutfak Dili ✿ © Ocak-2015. Destek-Blogger

Blog design-Tasarım-GÜL TASARİM