Ne yazsam? Zaman geçince yazmayı da unutur insan. Ama bir başlasan gerisi çorap söküğü gibi gelir ya da yokuş asağı bırakılmış bir teker gibi tutabilene aşk olsun. İşte o heves bir gelse diye de bekledim çok.
Aradan kaç yıl geçti, o kadar çok şey yaşandı ki bu yıllarda. Anksiyete, panik atak eklendi üzerine. Belki de yazmamaktan oldu. Herşeyi içime ata-ata oldu belki de . Yazınca daha iyiydim diyorum hatta şuan yazınca Gülşe`nin şarkısı geldi aklıma
İçine ata ata ne hâle düştün
Tuta tuta çatlayacaksın be adam ( be kadın olacak burda)
Çekinme hadi, hadi söyle de kurtul bundan
Kura kura kurudun be adam ( be kadın olacak burda da)
Dogru, bence söylemek de yazmak da rahatlatır insanı. En son doktor da öyle dedi, hatta izledigim bir çok psikoloji videolarında da yazmak, beynini bir kağıta boşaltmak daha iyi gelir tavsiyesi vardı.
O zaman gelsin aklımı kurcalayan, unutamadığım, üzerine felsefe kitabı yazılacak şeyler.
Son bir yılda kendimi kitaplara verdim. Verdim dediysem kitaplar alıp özledigim kitap okuma rutinimi tekrar kazanma eylemi başlattım. İyi geldi, hemde çok iyi.
Kitapları, kitap kokusunu, kitap almayı neden bu kadar seviyorum sorusunun cevabını anlatsam bir kaç bölüm yazı olur. Kısacası seviyorum abi.
İki yildir Türkiye`den online sayfadan begendigim, çok okunan kitapları seçip aldım, Amerika`ya kargoyla gönderim yaptılar. Aynı zamanda bir buçuk yıldır kitap külübü yapıyoruz arkadaşlarla. Yaklaşık 9 kitap okuduk.
Son okudugum kitap çok etkiledi ve o kadar çok düşünmeme neden oldu ki. Belki de bu kadar kolayca sayfaya gelip yazmama da sebep oldu.
Gece yarısı Kütüphanesi, kitap konusu paralel evrende gidip gelen, aklında yarım kalan, hayalini kurdugu hayatları deneyimleyip en iyisini seçmeye çalışan bir kızın hikyesini ele alıyor.
Kitabı okurken kendimi hayal ettim, aklımı kurcalayan, içimde kalmış, acaba dedirten, neden aratan, belki diye sorgulatan ne varsa geldi gözümün önünü.
Bir daha bakma, bakınca üzülüyorsun dedim ama yine de dönüp bir daha baktım , Geride kalan 49 yılı gözden geçirdim. Nerde kaldım, geri dönsem nereden başlardım, neleri değiştirirdim, neleri yapmazdım. Ve neye karar verirdim dedim durdum.
Nerde kaldım ? Galiba Universite birinci sınıfda daha çok kaldım.
Evet biraz eglenceli, maceralı, yeni bir hayat yaşadım o yılllarda. Geriye gitsen tekrar yaşasan o yılları, nelerin olmamasını isterdin sordum, işte orda baya bir değişiklik yapmak isterdim dedim.
İlk önce Universitenin ilk yılının 4. ayında kapanmak istemezdim bunu daha sonraya ertelerdim.
Hayatımın yönünü biraz değiştiren insanlarla tanışmak istemezdim. Hem okul okuyup hem çalışmak isterdim. 1995 yılı için bu şartlar zor gibi olmuş olsa da her şartı zorlayıp yapmak isterdim.
Okulun 3. yılında hesapta olmayan evliligi yapmazdım. Evlilige iten sebeplerin de üstesinden geleçek çabayı gösterirdim.
Gel gör ki ne demişler ~ Kadere inanan,kedere razı olurmuş~
Hayat senin istedigin gibi olmadı, bilincaltının hayali mi oldu acaba?
49 yıllık bir ömür bohcasına şükür, şikayet, gözyaşı, gülümseme, egitim, mutluluk, özlem, keşke, hastalık, veda, sıgdırdım.
Peki neydi bunlar?
49 yılın en degerlisi?
Küçüklükleri tatlı mı tatlı, ergenlikleri idare edilen, kendi hayat yollarında verdikleri kararlarda benim de söz hakkımı yanlış anlayan, benim onlar için endişe ettigimi, kalbimin bir tarafı hep onlar için attıgını çok anlamasalar da akıllı, sayğılı iki tane pırlanta gibi evlatlarım derim.
Peki keşkesi neydi ?
Evlilik, ve bu evlilik için verdigim tavizler derim. İki devlet bir millet sözünü kim söylemiş ise onu bana versinler ben bir güzel terlikle döveyim. İki devlet iki ayrı millet bizimkisi. Her gördügün sakallı deden degil misalı her Türk Bir Azerbaycanlı degil onu siz de not edin.
Benim gibi fazla anaanne, dede, teyze, dayı sevgisiyle büyümüş, bir lafı iki edilmeyen, el bebek gül bebek dedikleri ben, sinirli, her dedigi kendince kanun sayılan birisiyle anlaşmak istemezdim. Kanunsa benim de kanunlarım var demek isterdim, keşke...
Kendini kurban moduna sokup, saglam bir evlilik için fazla fedakarlık yapmak, zamanla herşey daha iyi oluru bekleyen sabırlı dervişi oynamak istemezdim, keşke..
Çekilmez yönlerinin yanında altın tepside sunulan çok merhametli, yardımsever, senin akrabalarına karşı fazla saygılı yönlerine tutunup herşeyi sineye çekmek istemezdim, keşke...
Ama gel gör ki yıllar sonra bunu başarsamda iste o zaman da tadını çıkaramadım. Hani laf var ya
Gençken=Zaman enerji var, para yok..
Yaşlanınca=Zaman var para var, enerji yok derler ya iste aynen öyle.
Zaferi kazanırsın, sabırlı derviş muradına da erermiş dersin,keyfini süremezsin. Amerika`lıların bir lafı var çok severim ~İT İS TOO LATE BABY~
Yine de zaferime kocaman bir bardak çay kaldırıyorum (Diyette oldugum için bu çay yeşildir) ve iyi ki diyorum. Bunu başarmak bile çok kıymetlı, mükafatını bekliyorum şimdi...
Peki Şükür ve egitim neydi?
Heybeme koydugum en büyük kazancım, şükrüm Namazdı. Üniversitenin bana kazandırdığı egitimin yanında namazı, sükrü bilmek, duanın faziletini bilmek çok kıymetliydi.
Bakı Devlet Üniversitesini okumak bizim o yıllarda altın küpü bulmuşsun demektir. İşte o altın küpü bulup oranın ögrencisi olmak da en iyi kazancımdı. Hayallerimin biri gerçek olmuştu çünkü.
Azerbaycan`nın İslam dini ile yeniden tanıştıgı dönemde İlahiyat okumak da en güzel nimetdi.
Heybeme inanılmaz çok kitap, bilgi sığdırdım. Sıfırdan ilgilizce ögrenmek, sıfır ingilizceyle Amerika`da ehliyet almak.
Çat pat konuştuğun dille hemşire yardımcısı kursunu bitirip çalışma izni almak.
Boş zaman var diyerek yine ingilizce fotografcılık kursu almak, çalışmaya başlamak,hepsi birer paydı heybemde.
400 binden den fazla bir kitleye sahip İnstagram sayfam 100 binden fazla takipcisi olan Youtube sayfam, yıllardır her daim açılıpp okunan bir blogum, kazancaların en güzeli kesinlikle.
Aaa dur bir de Cyber Security egitimi de aldım. Kursa başlayınca heyecanlı gelip devam deyip, ortasında yok,galiba bu benlik degil desemde bitince hiç yoktan iyi bir deneyimdi diyerek rafa kaldırdıgım bir eğitimdi.
Peki ya Veda ?
Çocukken dedeme sen hiç ölme dedigimi hatırlıyorum. Ölümü bilmesen de sevdigin birinin bir daha olmaması canını acıtacak biliyorsun. Sonra büyüyorsun, sen büyüdükce yaşlananların gitme zamanı gelecek,fark ediyorsun. Bir gün bekledigin ölüm en sevdigin dedeni alıp gidiyor.
Sorgulamak anlamsız, kaç senedir hastalık çok yıpratmıştı onu, ölüm onun için bir kurtuluştu diyorsun.
Sonra biraz daha büyüyorsun bir babaanne daha gidiyor bu dünyadan, ardından bir dede, sonra anne yerine koyduğun anaanne de gidiyor.
Yaşlanmışlardı, gelen gidiyor, ölüm haktır tesellisine siğınıyorsun.
Sonra beklemediğin bir ölüm haberi ulaşıyor sana, üstelik gurbette. Ve o ölüme isim veremiyorsun, sebep bulamıyorsun, yakıştıramıyorsun, daha gençti diyorsun, daha evlatlarının düğününü görecekti, daha iki gün sonra doğum günü olacaktı, daha arayacaktım, konuşacaktım daha daha ....
5 kızdan sonra gelen ikinci erkek evlat, ailenin fazla yükünü omuzlarına alan, esprili, hallederiz diyerek elinden geldigince her işi halleden, ömrünün yarıdan çogunu vatandan uzakda yaşayan, sarıldıgımda benimle aynı boyda olan, bizi kendi çocukları kadar seven bizim " Balaca Dayı" dediğimiz bir dayı göçtü gitti bu düyadan,
Geride yerini asla doldurmayacak kocaman bir boşluk, iki evlat, "Ben yoruldum hayat gelme üstümü" dediği 57 yıllık bir hayatı bıraktı. Beni hala "qurbuş olum" diye çocuk gibi sevmesini, hadi sen iyi omuz ovalarsın diyerek her yükü yüklediği omuzları ovmayı, gülüşünü, basit birşeylere bile hayret edişini çok ama çok özlıycem...
Peki Şimdi ?
Şimdi çoçuklar için geldik diyerek 16 yıldır sabırla yaşadığım gurbetdeyim. Çocuklar Üniversiteyi bitirdi, iki yıl önce benim bekleğim bir gün kesin olacak dediğim, eşimin
"yok canım "diyerek beklemediği, benim Allaha havale ettigim, eşimin peşini bırakmak istemediği tatsız bir durum yaşadık.
Blog yazılarına ara verdiğim, Youtube da ara sıra paylaşım yaptıgım, instada ara sıra çok gözüküp, ara sıra geride durmayı seçip, çok kitap alıp,çok kitap okuma eylemi yapmaya çalıştığım, 12 yıl çalıştığım magazadan istifa edip biraz evde oturayım dediğim yerdeyım.
Tevekkül etmenin Üniversitesini bitirdiğim halde herşeyi ben kontrol edeyim, herşeyi ben hallederim diyerek fazla endişeye kapılıp gereksiz yere heyecan, üzüntü yaşayarak kendime bir panik atak, bir anksiyete hediye ettiğim yerdeyim.
Hayatta yaşama anlamını arıyor haldeyim galiba. Ama yine de en çok şükür ettigim durumdayım. Her halime çok şükür diyorum..
Yaza yaza nereye gelmişim, tam iç dökmelik bir post olmuş . Burda duralim, bir soluklanıp sonra yine geleyim, dogduğum gün 29 Şubat olmuş olsa da her yıl ben bir yaş daha yaşlanıyorum.
50 Yaşa bir gün kaldı ben gidip 50 yılı kutlıyayım, 50 +1 yapalım yine gelirim yazarım . Bana iyi geliyor burası okuyan az olsa da .
Sabırla okuduğunuz için de teşekkür ederim .
