25 Nisan 2010

BİR ALTIN DAHA


Yakın bir zamanda bir arkadaşımızın yeni doğan Sevde-Nailesini (analı-babalı büyüsün ve hayırlı evlat olsun inşallah) görünce, altı yıl önce okuduğum küçük bir hikaye geldi aklıma. Sizinle de bu hikayeyi paylaşmak istedim .

 Bir varmış, bir yokmuş . Küçük bir kasabada biri zengin biri çok fakir iki komşu yaşarmış.
Zengin komşu fakir komşuyu beğenmez,  selam dahi vermezmiş.
Fakir komşuda nasılsa benim selamımı almaz diye o da zengin komşuya selam vermezmiş. Zengin komşu zengin ama, çok mutsuzmuş. Fakir komşu çok fakir ama , çok mutlu ve mesutmuş. Zengin komşu selam vermiyor ama fakir komşunun bu kadar fakir olmasına rağmen neden bu kadar mutlu olduğunu merak ediyor, fakir komşunun evinden gelen mutlu sesin sırrını öğrenmek istiyormuş. Bir gün bu merakını gidermek için selam bile vermediği fakir komşunun kapısını çalmış.
- Merhaba ben yan taraftakı komşunuzum. Sizden bir şey sormak istiyorum. - demiş

Fakir komşu hayretler içinde:

-Buyurun sorun -demiş
Zengin komşu:
- Ben çok zenginim, dünyada sahip olunacak her şeye sahibim. Sizse fakirsiniz, ama çok mutlusunuz. Bunun sırrını çok merak ediyorum ve bunu öğrenme istiyorum. İstiyorum ki, sizin evinizden gelen mutluluk dolu sedalar benim evimden de gelsin.-demiş.

Fakir komşu gülerek:

-Efendim biz eşimle 6 ay önce bir altın top aldık. Her akşam esim o altın topu bana atıyor ben mutlu oluyorum, ben eşime atıyorum eşim mutlu oluyor. Biz o altın topu çok seviyoruz- deye cevab vermiş.

Zengin komşu hayretler içinden fakir komşunun kapısından ayrılmış  Zengin komşunun sabah ilk işi kuyumcuya giderek ondan en büyük altın topu yapmasını istemiş.

Birkaç gün sonra sipariş hazırdı. Zengin komşu mutluluk içinde altın topu almış eve getirmiş..
 Akşam olunca hanımına:
- Artık biz de bundan sonra çok mutlu olacağız -demiş.
 ve aldığı altın topu göstermiş.
Hanımı:
- Bununla nasıl mutlu olacağız - demiş.
Adam:
- Bu altın topu sen bana atacaksın ben mutlu olacağım. Ben sana atacağım sen mutlu olacaksın
Hanım bir şey anlamamış ama eşinin karşısına geçerek oyunun kuralına uymuş. Adam elindeki altın topu hanımına atmış. Altın top hanımın başını düşerek yaralamış. Daha sonra da hanım eşine atmış bu seferde adamın başı yarılmış.
Sinirlenen zengin adam:
 - Ben bunun hesabını size sorarım deyerek akşam vakti fakir komşunun kapısına dayanmış.
Kapıyı açan fakir komşu zengin komşuyu kanlar içinde görünce çok şaşırmış
- Efendim size ne oldu böyle?
 Zengin komşu:
- Sizin sözünüze inandım bir  altın top aldım. Ben hanıma attım onun başı yarıldı. O bana attı benim başım yarıldı. Anlamadım siz nasıl bir altın top aldınız ki ne sana ne de eşine zarar vermiyor?
.
Fakir komşu olayı anlamış bir dakika diyerek odaya geçmiş.. Bir dakika sonra kucağında tatlımı tatlı, şirin mi şirin bir bebekle geri gelmiş.
-Efendim bizim  altı ay önce aldığımız altın topumuz bu. Her akşam hanım onu bana atıyor ben , ben hanıma atıyorum o mutlu oluyor- demiş fakir komşu.
Evet zengin komşu işin sırrını anlamıştı. O dünyada sahip ola bileceği her şeye sahipti ama bir tek evladı bile yoktu.


Bu hikayeyi yaklaşık 6 yıl önce bir kitaptan okuduğumda  evimdeki iki altının deyerini ne kadar biliyorum diye kendime sormuştum.
 Bu altına bazen yıllar sonra, bazen hiç bir zaman sahip olamayanlar varken,   sahip olduğumuz bu altınların kıymetini anlıyor muyuz acaba?

 O altınlar olmasa yıkılan evlilikler , ikinci bir nikahla nikahlananlar, tüp bebek için milyonlar harcayan aileler  varken biz sahip olduğumuz bu altınların deyerini  biliyor muyuz acaba?
Sesiz evin neşe kaynağı, anne babanın gururu, sevinci, mutluluğu olan bu altınların ağırlığını biliyor muyuz acaba?
 Bu altınlar ana-babaların semeratü’l-kulûbu (gönüllerin meyvesi) ve kurratü’l-a’yünüdür (gözlerin aydınlığıdır) ve öyle olmalıdırlar; yoksa, semeratü’l-ezvâk (zevklerin meyvesi) ve zulmetü’l-a’yün (yüz karaları) değildirler ve öyle olmamalıdırlar.

Çocuğun kurratü’l-ayn olabilmesi için önce anne-babasının semeretü’l-kulûbü olması gerektiğini bildiriyor. Dolayısıyla ilk defa sevgilerin sevinç yaşları hâlinde kaynaşıp aşı tuttuğu yerden “gönüllerin meyvesi” olarak dünyaya gelen çocuklar, ancak yine o kalplerin sahibi ebeveynin alın teriyle “gözlerin aydınlığı” hâline gelebilirler. Önce içten dışa doğru bir açılış var, sonra tekrar dıştan içe göz menfezlerinden bir yansıyış, bir yayılış söz konusu burada. İki terkipte özetlenmiş bütün mânâ: semeratü’l-kulûb ve kurratü’l-a’yün. Birisi romantik başlangıç, diğeri reel süreç ve ideal sonuç!
Çocuklar, gönüllerdeki sevgi çekirdeğinin açmış çiçekleridirler, meyvesidirler. Önce gönüller meyve verir, sonra o meyve ile gözler aydınlanır. Gönüllerdeki sevgilerin buluştuğu nesil ağacının aşı yerinden terütaze filizler çıkar, filizlerde çiçekler açar ve çiçekler dal dal meyveye durur. “Semere-i kulûb çocuk” diye böyle birbirini seven gönüllerin sevimli meyvelerine derler. Evlilik, soy ağacındaki dallardan birinin aşılanması hâdisesidir. Ve çocuk o ağacın en özel çiçeğidir, meyvesidir. Ham meyve mesabesindeki çocuk, talim ve terbiyeyle olgunlaşıp da şöyle gözlere zevk ü neş’e, gönüllere hazz ü inşirah hâline gelince de, artık anne-babası için kurratü’l-ayn olur, göz aydınlığı, yüz akı ve iftihar vesilesi olur.

“Bir gün Rasulullah sallallâhü aleyhi ve sellem, torunları Hasan veya Hüseyn’i kucaklamış vaziyette dışarı çıktı ve şöyle diyordu: “(Sizi gidiler sizi… Siz çocuklar yok musunuz, sizler anne-babalarınızı) cimrileştirirsiniz, korkaklaştırırsınız ve cahil bırakırsınız. Bununla beraber, Allah’ın reyhânlarındansınız.” Bir başka zaman da “Dikkat edin: Şüphesiz ki çocuklar, cimrilik, korkaklık, hüzün (‘cahillik’ ve ‘ahmaklık’) sebebidirler.”buyurdu. Semere-i kalb ve kurretü’l-ayn bir evlâda sahip olabilmenin dört-beş ağır bedelidir bu.

Çocuk, korkaklık sebebidir; çünkü çocuğu var diye anne-baba hayatta ölümle karşılaşmak istemez, onları yalnız koyup gitmekten korkar. Çocuk, cimrilik sebebidir; zîrâ onun rızkını düşünmekten, yahut geleceğine yatırım yapmaktan, akraba ve dostlarına karşı cimrilik yaparlar, yeterince cömert davranamazlar. Çocuk, cahillik sebebidir; çocuğu yetiştireceğiz diye, bakım-görümüyle meşgul olmaktan, gerektiği gibi okuyamazlar, ilim öğrenemezler, cahil kalırlar. Çocuk hüzün sebebidir; ebeveyn için bütün acı ve kederleri ile hastalıkları ile ekstradan bir hüzün sebebidirler. Bir vakit Hakîm’e çocuğu sorulunca: “Yaşarsa beni yorgun düşüren, ölürse de beni zayıf bırakan biriyle ne yapayım ben?” cevabını vermiş. Hep çok sevildiği içindir bütün bunlar. Sevilmese, ne varlığıyla ilgilenilir, ona emek harcanır, ne de yokluğuna üzünülür.

“Çocuk sevgisi, bazen anne-babayı bazı günahları işlemeye, korkaklığa, cimriliğe ve hüzne sevkedebiliyor. Mü’minin yapması gereken şey, fitnenin hatarlarından sakınmaktır. Birincisi, helâlinden kazanmaktır, malı meşru şekilde infak etmektir. İkincisi ise Allah’ın babalar üzerine vacip kıldığı terbiye görevini yerine getirmektir, çocukları din ve faziletler çizgisinde güzelce terbiye etmek ve onları mâsiyet ve rezaletlerden sakındırmaktır.”
Söz konusu ağır bedellere rağmen, çocuklar onları bekleyenler için gözaydınlığı, sevinç, neş’e, sürur, zevktirler. Fakat beklemeyenler, istemeyenler için? Çocuk istemeyen olur da sevmeyen olur mu? Olmaz, ama istemeye istemeye o sevimli şeyleri sokağa bırakır, cami önlerine veya yahut hastanelere terk ederler, neden? Çok acı bir soru, çok acıklı bir tablodur bu... İşin diğer bir yönü de şudur: Maalesef modern çağlar itibariyle bazı nesiller, -ebeveynleri için ne kadar değerli olurlarsa olsunlar- sorumluluk şuuru zayıf kimi anne-babalarının ellerinde, kurratü’l-ayn (göz aydınlığı, yüz akı) olacak iken, zulmetu’l-ayn (göz karanlığı, yüz karası) olmuş; semeretü’l-kulûb (kalblerin meyvesi) olacak iken cerâhatü’l-kulûb (kalblerin yarası), cerîretü’l-kulûb (kalblerin günahı) ve cerîmetü’l-kulûb (kalblerin ceremesi/cezası) olmuştur denilebilir.( Yeni Umit ocak-şubat-mart sayısı Göz Nuru ve Gönül Meyvesi Çocuklarımız konusu)

Çocukları severim ama her zaman onların terbiye konusu beni  endişelendirir. Aza ama  öze sahip olmak gerekir düşüncesindeyim.
 Çok şükür iki altına sahibim. Her zaman acaba bu altınlardan nasıl mücevher yapsam diye düşünüyorum. Oturması, kalkması, konuşması, bakması, her bir hareketine dikkat etmesi konusunda uyarı, eğitim, ceza, ödül nasıl verilir diye çok düşünüyorum. Bazen neden bu kadar titizim, Her kesin çocuğu var her kes öylemi?
En azından ben küçükken annemde benim gibi bu kadar düşündü mü  acaba?
Annemin  bizim zamanımız diye başladığı her lafa çok sinirlenirdim. Seni zamanın başka benim zamanım başka derdim. Ne yazık ki şimdi kendim  kendi çokçuklarıma "benim zamanım " diye başlayan cümlelerle kıyaslama yapmak zorunda kalıyorum. Neden şimdiki zamanda  çocuk eğitimi bu kadar zor?
Çünkü zaman teknoloji zamanı. Bizim zamanımızda tek kanallı televizyon vardı, şimdi 150  televizyon  kanalı var. Bilinç altına yüklenen ahlak dışı görüntü ve bilgi varsa demek çocuk eğitimini araştırmalı, incelemeli, kısacası  ince dokuyup , sık örmemiz lazım.

 Cenabı Hakkın yardımı ile sahip olduğumuz her bir altından en güzel mücevheri hazırlamak  için gecemizi gündüzümüze katmalı, olmadı deyil, olması için caba göstermeliyiz.
 Bu altınlar vatana, millete, dinimize layık bir insan  ve gözümüzün aydınlığı, kalbimizin meyvesi olmalı. Rabbim bütün annelerin yardımcısı olsun.


Sahip olduğumuz bu altınların  kıymetini, deyerini, ağırlığını  bilmemiz dileğile. !

4 yorum:

  1. elhamdülillah demekten başka birşey yok sözün bittiği yer kelimelerin lokma lokma düğümlendiği an diyeblilirim Allah analı babalı büyütsün hikayen güzel siz güzelsiniz müslümanlar güzel Rabbim hayırlar getirsin selametle kalın...

    YanıtlayınSil
  2. Evet Samiracım,onlr bizim altın topumuz Elhamdulillah.rabbim olmayan kardeşlerimizede bu mutluluğu yaşatsın inşallah.(amin)
    Bu güzel bebekte hayırlı mübarek olsun,Rabbim analı babalı büyütsün inşaallah...

    YanıtlayınSil
  3. selamlar samirecim
    rabbim böyle altin toplari cümlemize nasip eylesin yokuluklarini acilarini göstermesin amin
    bebeise de saglikli uzun hayirli bir ömür dilerim Annesi ve babasi ile birlikte sevgiler canim...

    YanıtlayınSil
  4. S.A.
    CUMANIZ MÜBAREK OLSUN İNŞAALLAH.
    Yazınızı duygulanarak okudum.elhamdülillah benimde 3 tane altın topum var.rabbi m isteyen herkese bu mutululuğu yaşatsın inşaallah.Dualarınıza amin diyorum.çocukları terbiye konusu benide çok endişelendiriyor.hatta ben mi bu kadar endişeliyim sadece derken yazınızı okudum.yalnız değilmişim.özellikle bu zamanda işimiz çok zor.Rabbim hepimizin yardımcısı olsun.evlatlarınızada hayırlı ömürler versin.
    sevgilerimle....

    YanıtlayınSil

Teşekkürler yorum yazdığınız için .. Beni çook mutlu ettiniz. :)

✿Mutfak Dili ✿ © Ocak-2015. Destek-Blogger

Blog design-Tasarım-GÜL TASARİM