15 Mayıs 2011

10 GÜNLÜK TÜRKİYE MASALINDAN - ISTANBUL 3




 Sabah saat 9 da Dolmabahçe sarayına doğru yola çıktık. İstanbul da uzun zaman yaşayanlar, yeni gelenler, İstanbullu olmayanlar, bu kadar güzel yerleri görmediyseniz, lütfen sadece bir gününüzü bu yerleri gezmek için ayırın.  İnanın hiç önemi yok bu yerleri görmenin yanında alacağımız son moda  elbisenin , son model telefonun, en lüks mobilyanın, perdenin, arabanın ve s önemi yok.  Bütün hayatınız boyunca harcamanız gereken bir gün ve belki de  100 ve ya 200 TL para. Sonuç, bir tarihi görmek, öğrenmek ve ya yaşamak olacak. 
Osmanlının son yıllarını geçirdiği, Atatürkün hayata gözlerini yumduğu bu sarayı görmek gerçekten çok güzeldi.
Bu sarayı ziyaret edenler bilir sarayın önünde hiç kıpırdamayan, sürekli aynı pozisyonda duran asker var. Hep merak ederdim, nasıl bu kadar uzun süre durabiliyorlar, hiç mi gülmezler, hiç mi yorulmazlar?
Ama öğrendim bunun sırrını. Nasıl mı ? Şöyle.
Kapının önüne geldik. Bilet için uzun kuyruk vardı. Bu da o demektir ki vakit var. Bir kaç resim çektikten sonra bilet sıramı eşime teslim ettim ve yan tarafta sanırım nöbeti devralmak için bekleyen başka bir askere merak ettiğim soruları sordum.
- Siz bir kaç sorum olacak"- dedim
Asker de:
- Buyur abla- dedi.
- Nöbet sırasını kaç saat sonra devralıyorsunuz?
- Değişiyor, bazen 3 saat sonra, bazen 1 saat sonra.


Her halde benim gibi meraklı birisi daha önce sormuştur bu soruları onlara. Çünkü askerin yüzünde ne tebessüm, ne de hayret belirtisi vardı ben bu soruları sorarken. Ya da artık orada dura dura alışmış garibim. Hayata dair tüm özelliklerini kaybetmiş. Gülmeyi, hayreti unutmuş sanki..
Askerin rahat cevabı geri kalan sorumu sormak için beni de cesaretlendirdi. 


-Gerçekten çok merak ediyorum nöbet sırasında nasıl hiç kıpırdamadan, gülmeden, uzun süre dura biliyorsunuz?- diye sordum.
- Bunun için 4 hafta sıkı eğitim alıyoruz- dedi asker.
- Nasıl bir eğitim bu?- dedim
Asker;
- 4 haftalık sıkı eğitimi 1 dakikada size nasıl anlatayım ablacım. Bunu  anlatmak zor-dedi.
- Tamam anlıyorum ama başlıca kural ne diye sordum.
- Başlıca kural cesaret, sabır, metanet, güç. Orada dururken her gördüğün insandan bir hikaye okuyorsun. Bir hikaye yazıyorsun. Mesela bakın orada duran şimdi bizim konuştuklarımızı duyuyor. Neler düşünüyor neler. Ben nöbet sırasında kaş kere ev aldım, sattım, evlendim çocuğum oldu, boşandım hayalen. Bir sürü hikaye kuruyorsun orada. Zaten sıkı eğitime dayanamayanları almıyoruz.- dedi asker. 
Hayret içinde teşekkür ettim ve biletimi aldım, sarayın bahçesine girdim. Karşımda o kadar güzel görüntü vardı ki. Bunu sizin görmeniz gerekecek, ben ne yazsam nafile.
Sarayın içinde resim çekmek yasaktı. Harika görüntüleri sadece gözümüz çekti. Ama siz bu adresten iç mekanın resimlerine bakabilirsiniz. ( BURADAN)
285 odalı, 43 salonlu, kristal sütunlu merdivenleri, avizeleri,  temeli kestane ağacının kütüklerinden yapılan bu eser konuşuyor seninle sanki. 
 Saraya girdikten sonra ikinci kata çıkmak için kullanılan merdiven aynı Titanik flimindeki merdiveni hatırlatıyor.  Merdivenleri çıkarken bir anlık hayalen kendimi bir Osmanlı zamanın hanım efendisi, ya da Titanik fliminin oyuncusu gibi hissettim...
Bu yazıyı okuduktan sonra oraya gidecek olanlar bu fark edecektir. Merdivenler çok güzel çünkü,bunu hayal etmemek mümkün değil..

  Evet kütüphanesinde 10 binden çok kitap varmış ve içinde eski yazı Kuran, tarih, matematik ve sair.. kitaplar saklı. Kütüphaneciden bu kitapları okumak için izin var mı diye sordum?
Hayır - dedi. Bazen tarihçiler ve araştırmacılar gelir onlara belli kitaplara bakmak için izin veriliyor.  Ama bazı kitaplar çok hassas el vursan sayfaları yırtılıyor o yüzden bazılarına izin yok- dedi. 
Kim bilir ne kadar harika bilgiler saklı onlarda. 
Sarayın Muayede Salonun da  4,5 tonluk avize asılı. Rehberlik  yapan kadın bu avizeyi Osmanlı zamanında tam 1 ayda temizlerlerdi deyince Amerikalı arkadaşlarla hem hayretle. hemde gülerek bir birimize baktık. Hayret edilmeli haberdi bu çünkü, biz evimizin temizliğine  sadece bir gün bile ayıramazken, onlar bir avizeye bir ay ayırıyormuş, maşallah doğrusu. 
Sarayın gezdikten sonra ziyaretimiz bir okulaydı...
 Öğretmenin gitmek istediği yer neresi olabilir tabi ki okul. Farklı kültürün, farklı okul sistemini görmek Amerikalı öğretmenler içinde değişik bir fikirdi.
Sevgi çiceği Anafen Yeşilvadi   İlköğretim  ( bilgi için tıklayın)  okulu bizi bekliyordu o gün. 3 katlı bu harika okulda ilgimizi çekecek çok şey vardı. İlk olarak  merdivenlerin bir kaç basamağında  ingilizce cümlelerin yazılması,  labaratuar da  4 farklı kıtaya has yapılmış iskeletler, camda yapılan el işleri ve sair aktiviteler Anafen`in başarısını bir daha dile getiriyordu. Okul ziyaretinden sonra 2. günü daha bitirmiş olduk İstanbul da. 
Yarın daha harika gün olmalıydı. Sırada boğaz turu, Kapalıçarşı, Mısır Çarşısı ve tabi ki  nam-ı diyar Taksim vardı....
Sıra resimlerde.
İyi seyirler!



Bahsi geçen ve bir ayda temizlenen 4,5 tonluk avize. Sarayın içinde resim çekmek yasak olduğu için kendime ait resim çekemedim. Bu konudan bahsettiğim için resmi internet den aldım.



Bu da hiç gülmeyen,  kıpırdamayan,4 aylık sıkı eğitimi geçerek burada durmaya hak kazanmış azimli, sabırlı, metanetli türk askeri..









Dalgalandı Türk bayrağı 
Bakıp Dolmabahçe Sarayına...



BİR, İKİ, BİR, İKİ......







Şimdi dikkat edin iskeletler 4 ayrı kıtanın insanına ait. Afrikalının kemiğine mi siyah acaba? Çocuklar işte...
İçlerinde en ince olan da nedense Avrupalı.
Asyalı iri yapılı, Amerikalı eh işte...

Arka duvardaki yazı çok güzeldi. 
" Duyarsam Unuturum,
Görürsem Hatırlarım,
Yaparsam Öğrenirim" 

(resim üzerine tıklarsanız büyütülmüş halinde daha iyi inceleye bilirsiniz iskeletleri)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Teşekkürler yorum yazdığınız için .. Beni çook mutlu ettiniz. :)

✿Mutfak Dili ✿ © Ocak-2015. Destek-Blogger

Blog design-Tasarım-GÜL TASARİM