14 Mayıs 2011

10 GÜNLÜK TÜRKİYE MASALINDAN - ISTANBUL 2



Ah be  İstanbul  ne bu sendeki azamet,
H üner, cesaret, sevgi, sitemli çile

B ilinmez  sırsın, çözülmez büyü,
E lleri baglı mahkum her kes sana.

İ stanbul, 7 tepe mi adın 
S enin?
T arihe gömülü her taşın, toprağın der gibi
A h bir konuşa bilsek.
N eden bu kadar kederlisin, hüzünlüsün, gözün yaşlı,
B u mu seni sevdiren her kese, acaba
U nutulmaz yanın, akılda bıraktığın hatıra, bu mu ?
L ütfen sil göz yaşını, bak ağlatacaksın şimdi beni de.


Bu sır dolu şehirde gerçekten farklı bir çekicilik var. Bunu benim basit kelimelerim ifade etmekte gerçekten çok aciz. Şehir beni oku, okuya biliyorsansa, çöz beni, çözebilecek cesaretin varsa,der gibi bakıyor sana. Gözün, gördüğünü kalbine başka türlü aktarıyor. Gözünün düşündüklerini düşünüyo kalbin. Ayrı Ayrı hikaye yazıyor gözün ve kalbin, İstanbul`a bakarken.  Dört bir yanında sana seslenen ama çözemediğin bir ses var İstanbul da.

Bakarken  bir hüzün dolu gözle karşılaşıyorsun sanki..
Okşa benim başımı, sev beni der gibi bakıyor bu şehir sana..
Masum, hüzünlü, dertli, çileli...

Ah İStanbul  çözemedim seni
Ama çok sevdim, 
Aşık oldum, 
Özledim...
Her ayrılıkta!
 Her defasında farklı yanını görüyorsun İstanbulun. Daha önce İstanbul gezisinden bahsetmiştim. Şimdi de geri kalan bölümünden bahsetmek istiyorum.. 
Bursadan İstanbula akşam döndük. PirPirim restoranındaki harika akşam yemeğinden sonra otelde her kes odasına çekildi. Çünkü bizi yarın ve 3 gün boyunca İstanbul koşturmacası bekliyordu.
Cuma sabah ilk gidilecek yer tabi ki Camlıca tepesiydi. Ama gel gör ki hava sisli ve kapalı. Camlıca tepesinde sadece attığın adımları göre biliyorsun. O güzelim İstanbulu bu tepeden görme şansını bir iki gün arayla kaçırmıştık.

Sırada STV televizyonunu ziyaret vardı. Tabi ki benim merakla beklediğim andı. Gerçi cumartesi ve Oktay usta bu gün yayın yapmıyordu olsun, Yeşil Elma  stüdyosunda resim çekilecektik yaşasın....
Azerbaycan da oturduğum için bu programın yarışmalarına katılma şansım hep 0 dı. Ama Azerbaycan da da sakin durmamıştım. Yeşil elmanın 10 sene önceki programına yani Ayşe Tüterin sunduğu yemek programına mektup yazmıştım ve canlı yayında yarışma yapmışlardı benimle. Stv nin gurbet kardeşi Xezer tv`nin  "Nuş Olsun" ( yani afiyet olsun) isimli yemek programına 2 sene önce yarışmacı olarak katılmış ve bu özlemi bir nebzede olsun azaltmıştım. ( inşallah önümüzdeki günlerde yarışmada yaptığım sebzeli tavuk yemeğinin tarifini, ve programdan kareler  yayınlayacağım)
Şimdi bu stüdyoda olmak heyecan vericiydi çekim olmasa da. Meraklı ben, her tarafı kolaşan ettim. Buzdolabını, dolapları....
  Stv`nin tüm stüdyolarında bolca resim çektirdikten sonra Kız Kulesinin  o muhteşem görüntüsünü izlemek için Kadıköyün yolunu tuttuk.
O gün şansımız İstanbulun kapalı sisli havasına benziyordu. Kız Kulesini sadece uzaktan izleyebildik, çünkü hava çok soğuktu..
O günün akşamı misafirperver türk ailelerinden  birinin evinde akşam yemeyindeydik. Tabi her zamanki gibi yine maşallah döktürmüştü ev sahibi. Neler neler...
Amerikalı arkadaşların  bu misafirperverliğe hayran kalmamaları mümkün değildi. Hele ev sahibinin her kese ayrı ayrı hediye vermesi, yolcu ederken dış kapıya kadar tüm ev halkının gelmesi onlar için inanılmazdı. Hayretlerini hiç gizlemiyor sürekli en ünlü sözlerini söylüyorlardı " O may gaş, O may gudnes" manası " Benim  Allahım, Benim azizem" demektir. ( ingilizceyi iyi bilen arkadaşlar bunu okurken sakın " aaa yazamamış ingilizce" demeyin. Ben bunu her kes okuya bilsin diye söylendiği gibi yazdım, yazıldığı gibi yazmadım) 

Minibüse bindikten sonra bir kaçı bana " Sen şimdi her halde böyle düşünüyorsun; Ayy Amerikalılar hepsi çok Obnoxious ( yani çok kötüler) insanlar". Tabi ki, bu onların kendi düşünceleriydi. Ama ben öyle düşünmüyorum, çünkü ben buranın insanını çok seviyorum. En çok taktir ettiğim özellikleri de  seni gördükleri zaman tanısa da tanımasa da selam vermeleridir.
Amerikayla ilgili beni hayrete düşüren, şaşırtan konuları inşallah size "Amerika Gerçeği" yinde  uzun uzun bahsedeceğim.
Evet İstanbuldan bir günlük elde ettiğimiz hasılat bu kadar. 
  Resimler size benim ne anlatmak istediğimi söyleyecek diye umut ediyorum. 

İyi seyirler!
  
                                                                         Camlıca tepesi



Mini Mini bir kuş donmuştu,

Camlıca tepesine konmuştu.

Aldım onu makineme,

Şimdi sizlere göstereyim diye!






Oktay Usta kusura bakmayın mutfağı bir az karıştırdık. 
Ne yapalım sizde o gün Almanya gezinizi iptal edip, Amerikadan gelen misafirleri bekleseydiniz. 



 Kadıköy 

   
Resmi yayınlarken fark ettim. Acaba resimdeki bant Kurtlar Vadisini Poladıyla Elifinin oturduğu bant mıydı?
Öyleyse harika resim çekmişim...))

 






3 yorum:

  1. Dogru İstanbulu hissetmek gerek,solumak gerek, duymak gerek...

    YanıtlaSil
  2. hayranlıkla gezindim,yüreğine sağlık.
    gitmesemde,görmesemde filmlerinden aşığım İstanbula...


    bu arada çalan müziği nasıl ekleyebılırım.ve ızın varmı?


    sevgilerimle...

    YanıtlaSil

Teşekkürler yorum yazdığınız için .. Beni çook mutlu ettiniz. :)

✿Mutfak Dili ✿ © Ocak-2015. Destek-Blogger

Blog design-Tasarım-GÜL TASARİM